Başlangıç

Yaşım daha yedi – sekiz. İlkokula yeni başlamışım. İlk “Ateri” salonundan girdiğim günü hatırlıyorum. Biraz karanlıktı, gürültülüydü ve sigara dumanı kokuyordu. Her yerde televizyonlar vardı. Önlerinde “Kollar” ve kolların yanında da tuşlar vardı. Başka bir dünyaya açılan bir kapı gibiydi orası. O gün hayatımın nasıl şekilleneceği belli olmuştu. Büyülemişti beni. Ryu’lar, Ken’ler, Iori Yagami’ler havalarda uçuyordu. O günden sonra tekrar tekrar gittim ve “Ateri” salonu sahiplerini en zengin eden adamlardan biri oldum. Hala olsa o Ateri salonları hiç utanmadan hala da gider zengin ederim. Adamların hakkı.

O Ateri salonlarında bir Blanka vardı ki, dillere destan. Yeşildi ve adamları ısırıyordu, yetmezmiş gibi bir de top gibi dönüyordu yaratık. Herkez Ryu, Ken, Guile gibi popüler karakterlerle oynasa da ben o yeşil yaratığın hakkını kimseye yedirmedim. En fazla üç kişi geçebiliyordum ki onlar da Chun li, Honda gibi tırt karakterler olursa, ama olsun. Arcade versiyonunda Street Fighter’ı hiç bitiremedim. Son versiyonları artık abartılı boyutlarda olsa da o zamanlardaki heyecanı ve tadı vermiyor, vermedi, vermeyecek bana.

The King of Fighters 95

Uyanış

Sonra diğer oyunlar da ilgimi çekmeye başladı. The King Of Fighters ’94 / 95 ayrı bir ustalıktı. (o zamanlar The King Of Fighters ’96 yoktu ve oyunlar öyle her yerde bulunmuyordu. Kof ’98’i bile 2000’li yılların başında görebildik). Üç kişi seçiyorduk oyunda ve onlarla karşımıza gelen üç kişinin ağzını burnunu kırmaya çalışıyorduk. Yine onda da The King Of Fighters ’99 gelince ancak ustalaşmaya başlayabildim ama olsun, oynayamasam da büyük heyecanla Deli Iori’leri, Deli Leona’ları seyrettim durdum. Çok acayipti yahu. Adam kolla bi şekil yapıyor ve aterideki adam da değişik atraksiyonlara giriyordu. Hala daha acayip gelir. KOF ’99’da artık rakip tanımaz seviyeye gelene kadar yine ateri salonlarının kiralarının önemli bir kısmını ödedim. Şimdi oynasam hala sağlam oynarım herhalde The King Of Fighters 99’u.

Titanların Savaşı

Mortal Kombat’ın adını burada anmazsam İsmail kesin döver beni (Mortal Kombat’ta değil, gerçek hayatta). Biraz da kasıtlı olarak sona sakladım Mortal Kombat’ı. Doğruyu söylemek gerekirse, Mortal Kombat Arcade oynadığımız o salonlarda hiç beceremediğim ve pek de oynamaktan zevk aldığım bir oyun değildi. Sega Mega Drive II ile birlikte Ultimate Mortal Kombat 3, hayatımın önemli bir parçası haline geldi. Sega’nın en testis sahibi oyunu olarak, lise döneminde başarısız bir öğrenci yaptı beni sağ olsun. Ama Sega’da Brutality’ler dahil istisnasız bütün hareketleri ezbere yapabiliyordum (Dur bir deneyeyim; Sindel – Brutality: XXYAXYAYZCZ). UMK3, İsmail ile ilk tanıştığımız oyun olarak da bizim kişisel oyun müzemizde önemli bir yere sahiptir. Burda utanarak söylüyorum ki, ilk oyunda İsmail yenmişti beni ve Fatality çekmişti. Bir daha hayatım boyunca öyle bir hata yapmadım. Tekken’de bile yenilmedim bir daha.

Tekken demişken; Tekken 2’nin bir Lei’si vardı ve herkes aynı hareketi yaparak oyun bitirebiliyordu. Tekken’in ilk versiyonunu hiç görmeden direkt 2’den başladık ve onun eksikliğini hep hissettim. Uzun uzun yıllar sonra (Tekken 4 çıktıktan sonra) ilk Tekken’i görme fırsatım oldu ama tabi iş işten geçmişti. Tekken’i ne ateri salonlarında ne de konsollarda oynamaktan pek hoşlanmadım. Ama aynı firmanın (eski adıyla Namco, şimdiki adıyla Namco Bandai) bir de Soul Calibur serisi var. İlk Soul Edge ile başlayan seriyi bütün eklentileriyle, karakteriyle, kılıçlarıyla, boncuklarıyla, püsürükleriyle takip ettim. Soul Calibur başkadır.

Hatırlar mısın…

Son olarak da artık arcade salonlarının küflenmiş makinelerinin arasında çürümeye başlamış eski dostlarımızdan bahsedip yazıyı bitiriyorum. Bende yeri her zaman başka kalacak en sevdiğim dövüş oyunu olan Fighting Layer. Oyun oynamayı bu oyunla öğrenmiştim ben. Diğer dövüş oyunlarında da ileride yapacak olduğum şeyi, bu oyunda yapmıştım ilk; her karakterle ustalaşmak. Sonra, Double Dragon. Bir kez bile oynamış olsa, kim unutabilir ki Double Dragon’u? SNK’nın The King Of Fighters dışındaki en efsanevi oyunu; Samurai Shodown (SamSho), Art Of Fighting, Fatal Fury, Square Soft’un büyük fiyaskosu Ehrgeiz, bir değişik Rival Schools, Capcom VS SNK ve arcade salonlarında artık isimlerini benim bile unuttuğum Warriors of the World gibi bir ismi olan (bu oyunda Dragon diye Bruce Lee tarzı bir karakter vardı, onu hatırlıyorum), Samurai Fighters benzeri bir ismi olan (bunda da kalbinden kargalar çıkan -evet kalbinden kargalar yanlış yazmadım- bir karakter vardı) oyunlar vardı. Ne günlerdi be. Şimdi olsa bir salon da oynasak. Çok dövüştük, çok dayak yedik biz o salonlarda. Ama Fight Club hesabı, biz biraz dayak yemeyi sevdik zaten.

(Not: Yıllar sonra Yunus’un Fighting Layer’ı neden bu kadar sevdiğini az önce google’de arama yapınca anladım; sonuç aşağıda – İsmail)

Fighting Layer - Blair

CEVAPLA

Yorumunuzu yazın!
Lütfen isminizi girin